
Ben her cinayetimde önce kendimi öldürürüm. Kaza süsü vermem hiçbir şeye, yaptığımı belli eder, iz bırakırım. Çünkü benim cinayetlerimde acı vardır, hüzün vardır ve ölüm gerçek bir ölüm değildir. Bir terk edişin bıraktığı sonsuz karanlıktır bu. İçine işler, yüzünü kemirir, vücudunu çürütür. Sende seni sen yapan şeyi alıp gider benim cinayetim; ama ben sandığından masum bir katilim.
8 Eylül 2008 Pazartesi
Cinayet...
7 Eylül 2008 Pazar
Artık Sevgilim Değilsin
Duvara yaslanmış tellerinden biri kopmuş gitar… Ellerime aldığımda kendimi nasıl bü yük, nasıl sıradışı hissettiğimi hatırlıyorum. Bir başkası için değil kendim için yapmak istediğim bir şey olduğunu onu çalmanın ve o gitarla bir gün bir sahnede hayatımın en büyük doyumunu yaşamanın hayalini. Bazen gecelerce uyumadım öğrenmek için, bilenlerine sorduğum gün uzaklaştı benden, her gitar gibi oldu, başka parmaklar başka duygular gezdi sanki üstünde. Her gitar gibi ömrü geçmişti ve asla kurtulamayacağım bir anı gibiydi. Belki de budur seni en iyi anlatan. Elime aldığımda bana özgürlüğü tatma şansı veren, kendimi hayat sahnesinin doruğunda solo atarken görmemi sağlayan. Her aşk içimde kendi rockstarımı yaratıyor benim. Bazen çok obsesif, bazen çok rahat, bazen çok tutkulu. Senleyken hangisiydim, senleyken neydim, kimdim? Yaratım süresinde uyuşturucuya ya da kötü bir prodüktöre kurban gitmiş gibiydim senle ben. Elbette başkalarına sordum önce, aşkın ne olduğunu, kadınların nasıl mutlu edilebileceğini sordum. Karşılığında aldığım öğütlerden sadece “kadınlar mı, onlar seni yaralamaktan başka bir şey yapar mı sanıyorsun?” diyeni hatırlıyorum bugün. Sen üstüne çok düşünülmüş, sen içimi ele geçirmiş; ama beni büyütmek yerine beni çürütmüş bir hayalsin. Ne miydi seni o gitara benzeten. Bizim şarkımızın eksik notası mı vardı yoksa sözler mi hatalıydı… Senin nakaratın yoktu belki de. Sen söyleyemiyordun, sen sevsen bile beceremiyordun anlatmayı. Bir hiçe aşıkmışsın gibi, bana varlığımı gösteren ayna olmadın hiç. Senin varlığınla idare edişimdi zaman. Yoruldum, aynalara bakamaz oluşum da bu dönemdi belki de. Sen bana ben olduğumu hiç hatırlatmadın, nakaratını ne söyledin ne de yazdın bu şarkının. Kendi yazdığım şarkıya geri vokal yapmak koyuyor bana.. O yüzden bir başka aşkın bitiş şarkısı sürüklüyor beni geceye: “Artık sevgilim değilsin…”
Aslında Giden Değil Kalandır Terk Eden...
Misafirlikten kalkamamanın verdiği tedirginlik. Bilir misin bu duyguyu? Hani iki kişi gitmişsinizdir de diğerinden beklersin hep ilk hamleyi. Bu öyle kolay da değil. Tek kişi geldim ve kalkmalıyım. Bu ev, bu ev sahibi o kadar da tanıdık gelmiyor artık. Aynada kendini görmüyor olabilirsin. Belki de bakamıyorsun artık aynalara...
Biliyor musun, görüntün artık korkunç geliyor bana. Bir gidiş, bir bitiş, bir terk ediş tek hatırlattığın. Oysa ne kadar bendenin, ne kadar yakın bir bedendin başladığında her şey. Neyini sevdim, onu bile hatırlamıyorum şimdi! Yazık, değil mi? Hem de çok yazık emin ol... Yani bu kadar bıktırabiliyorsan kendinden, bu kadar yorabiliyorsan.
Karanlık bir güç tarafından emilip yok edildi hayat enerjim. Güz falan değil bu, başka bir şey. Bencilleştirdi beni önce. Artık yeteri kadar sen ya da bir başkası kalmadı içimde; ama yeteri kadar ben de kalmamış bende.
Bensizliğim bana ağır geldi, sen beni suçladın bu yüzden. Garipti. Kayıplar gariptir, kendini kaybetmek benim kitabımda trajik.
Şarkı bitiyor...
Isınıp uyumayı unut,
Sarılıp ağlamayı da....
2004'ten kendime mektuptur...
