iskambilden köprüler

İskambilden Köprüler 2004'te Sarphan Uzunoğlu ve Mehmet Eren Acararıcın tarafından kuruldu. Site 2007'ye kadar birçok yazara ve yüzlerce yazıya ev sahipliği yaptı.

Şimdi ise buna zamanın ardından bir araya gelip, kaptanların gemiyi terk etmediğini göstermek adına, daha farklı yaşanmışlıkları yazmak için kepenkleri tekrar açıyor.

2004 model köprü'yü ziyaret ettiniz mi?

su & mea
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Temmuz 2009 Cuma

Eller

ellerimin arasında bir çift bıçak alıyorum şimdi,
sen ve ben gibi paralel yerleştirip her ikisini
kavuşturuyorum parmaklarımı kanın sponsorluğunda
ne güzel şeymiş yaşamak
bileklerinden aktığında!

15 Temmuz 2009 Çarşamba

Dudak Payı

Dudak payı bırakıyorum her yatağın kenarında

Soğursa içemezsin biliyorum diye bir battaniye oldum,
giriyorum soğuk gecelerde koynuna.
Ne garip ki bir yaz gecesi üşümek yazıyorum,
Çay kaşığının boş bardaktaki hüznü belki bu
Hafif ılık ve soğumuş çayın çoktan içilmiş yerlerinde kalan yanı
Oysa biliyorsun bir çay içimi kadar bile vaktimiz yok şimdi.
Üşümek ne garip kelime, sıcağı dudaklarında tattığım bu yaz akşamında
ve dudakların ne güzel, bir şiiri ele geçirmişler,
gün doğumundan, gün batımına.

28 Eylül 2008 Pazar

Dalga Boyu

çok yol kat etmişim kendime
huzur bile bulmuşumdur
sen bile görmüşümdür içimde
hani sen de çok iyi bilirsin
soğuk olurdu ve geceleri küfrederdim
battaniyesi olmayan o otele.
bir kez daha gidelim derdim
bir mart gününde
ya da şubat'ı terk edip
battaniyesi olmayan o yere.
belki de tek battaniye topraktır
tek uyku ölüm
uykusuzluk canıma tak etti
beni sensizliğimle ödürün.

27 Eylül 2008 Cumartesi

Sabah

Bu sabah uyandığımda
Her yerime işemek zorunda kalacak bir deli
Öncelikle de kalbime
Yaraları işeterek saracağım
İçine sıçtığın bu hayatta
Atlayacağım o son rakımı
Baştan sayacağım

24 Eylül 2008 Çarşamba

Tükenmez Kale(m)

Her şey bitince başladın sen bende,
Umut bitince, masumluk yitince başladın.
Üstüme yük diye sorumluluklar bindirince
Bir bildiriyle açıklandığında hain olduğum
Gecenin yalnız olmam gereken saatlerinde.
Hüzündün sen,
Üstüne kanımı sürdüğüm havluyken hayat
Bayat suyu içmek zorunda kalmış gibiyken
Bir daha kullanılmayacak diş fırçasıyken ya da
Beni yazanın attığı son fırça
Vurduğu son fırça darbesiydin bana.
Evet tanıdım seni,
Yüzünde hüznü
Gözlerinde bir gidişin izini tanıdım.
Tanımasam şaşardın biliyorum
Biliyorum ne kadar aşinayım kaybedenlere
Biliyorum sen de beni tanıdın tanıyalı alışıksın yitirmelere
Yarın sabah darbe olabilir,
Bu yakılmaması gereken bir mektupken yakılabilir
Tükenmez bile tükenebilir...

O yüzden bir sen kal geriye
Tükenmez Kale(m)

16 Eylül 2008 Salı

Sevgiliye son şiir denemeleri-2

Taşıyamıyorum artık

Git zahir.

Sevmeye çalışmak zor gelir oldu

git.

Kimbilir nerede şimdi yazdıklarım,

bu sararmış kağıtlardan başka.

Hissedemiyorum artık, git.

Bende suç

eğer suçsa

Bende kabahat

Hislerimi hatırlayamamaksa

kayboldular nefsimin ardında

yoklar artık kuru sözlerden başka.

Üzgünüm güzelim.

Yalana kurur oldu sözlerim

Git.

Öyle sevmiştim ki seni

Öyle şeyler etti ki bana sevgim

Nefes nefeseyim artık

Terliyim öpmeyeyim

Git

Anlardın değil mi sen sevgiden

Sevgiliden

Paylaşırdın hani hatayı, iltifatı.

Bak tek başımayım artık

Hatamla, lütfumla

Sen de beklemişsin besbelli

Yıkılsın bu koca çocuk

Bir omuzdu yaslanacak beklediğim,

İtmez avuçlardı ısıtan titrek ellerimi.

Artık yalnızca ben ve soğuk

Git

Güzel dileklerim vardı sana

Dondular.

Tatlı tebessümler gamzeli,

Kayboldular.

Hep haklıydın güzelim

Şimdi bileğinin hakkıyla git.

Ne çok önemsemişsin haklı olmayı

Allah bahşetmiş, çok akıllısın

Şimdi al mantığını masamdan

Ve git

Sayende öğrendim belki

Bencilliği

Hakkımı savunmayı, tuttuğumu koparmayı

Gerçekleri bas bas bağırmayı

Eksik olma

İyi eğittin beni

Ver kanaat notumu

Dön arkanı, git.

Yetti patronluğun

Yetti ezer sevgin,

Çok üstünsün

Yaradan bozmasın,

Benden uzak

O'na yakın

Git.

10-07

8 Eylül 2008 Pazartesi

Kadınıma


kaldır şu yalnızlığı şurdan
eşyaları toparla kadın,
hüzün şu kara torbada dursun.
yalnızlık leş kokar sıkı bağla ağzını
fotoğrafları yak,sensizlikten bir şey kalmasın.
sana taşınıyorum bu gece kadın.
her şeyimden kurtuldum.
kalemim,kağıdım var onlarla da seni anlatır sana ağlarım kadınım…
hatıraları yak kadın.
tüm yarım rakıları dök sensiz içilmiş,seninle sevişilmemiş yatakları yak
sensiz uyanılmamış sabahların kahvaltı kırıntılarını
süpür şu lanet olası mutfaktan
sen kokmayan kıyafetlerimi kapıcıya ver
soy beni ve surlarımı yık kadın.
ağlayana kadar sevişmek istiyorum seninle
eskiden ne varsa yırt defterden
ve yırtılmış sayfalar arasında benim ol kadın
sensiz nefes alamıyor,mutlu olamıyorum
önümden sen yokken geçen aşıkları öldür kadın
sensizlik cinayeti anlatıyor.
şu yastıkla muhabbet kuşunu boğ,
bana kendime söylediğim yalanları anımsatıyor.
günlükleri yak,soyun ve yanıma yat.
boşalmış evin her köşesinde inlemek,sevişmek
ve uykuyu ertelemek bu gece.
bir çarşamba gecesi geldin sensiz salıları
takvimden yırt kadın..
çocuklarımıza çarşamba renginde adlar takalım..
bana bir çift ayakkabı getir,cam üstünde yürüyorum
kanadı ayaklarım!
bak bu lise fotoğrafım.
o günler adını bile duymadım. yak hatıraları;
ama bedenimle ısın kadın.
bu dizeler ilan-ı aşkıdır ve izdivaca davetidir
karanlıkta garip bir ozanın.
duy beni kadınım.
sensiz ne soyadım kalır
ne de hatırlanır adım
duy beni kadınım bu dizeler aşkına dizilmiştir
bu dizeler yalın,bu dizeler yalnız
onları buradan kaldır
yine tam anlatamadım..

merak..

Tepeden bakarken çok güzel herşey
Birçok şeyin birçoğu
Daracık bir tuvalde
Hani bakarsın göremezsin
Emin olduğun şeyleri
Şahin misali yüksek yaylalarda
Budur haller içindeki halim
Bilirim ne olur biter
Yükseldiğim yaylalarda
Ama göremem
Merak yer içimi
Bulutlar arasında...

çocuk

Açma ağzını
Kaçıverir işlenmiş sözlerin ağzından
Pinokyolar
Kırar burunlarını
Yalanlarına şaşarak.
Küçük kız masumiyetini ancak kulağın fark eder
Maval diye.
Gayri hızlısındır masumiyetinden.
Rumi deyişleri utanır senden.
Göründüğün değildi olduğun
Ve nefret ettin
Olduğunu görünce.
Postere benzedin çocuk
Yıprandın kuşe kâğıdından
Çalışırken göstermeye kendini.
Yazamadın bile
Kayıp senliğine inat.
Kâğıtlar yüz çevirmiş senden olmayan her yana
Elini kiri çıkmaz artık güzelim kalemlerden.
Samimiyetindi manasızlığına perde.
Ve yıktın perdeyi eyledin viran
Dahi yok saklanmaya zaman.
Açıkça söylediler çocuk
Avuç içi kadar etlere yem oldun.
Değiştin yozlaşmış özüne
Sıradanlaştın çocuk
Koktun arşiv dosyaları gibi tekdüze.
Saldırma çaresizce her yanlışlığına
Zira çare yok hatalarına.
Geri dönmek mümkün değil be çocuk
Kirlendik bir kere aferin bolluğunda.
Dua et be çocuk
Hangi dine istersen
Şarkılar dinle tatminsizliğe dair. Tövbe et çocuk, üzüntüne boğ
Saflığını örten her lekeni.
Dua et çocuk
Ata’n affetsin atfettiği ismini nazar.
Yalnız kal çocuk
Aklın başına gelsin

7 Eylül 2008 Pazar

Git

Gemilerden inip gemilere biniyorum...
Bilip bilmedik denizlerde tanımadık yüzler seviyorum.
Bıçaklar saplanıyor bedenimin bir yerlerine
İçimde kırmızı sıvı azalıyor
Tanımadık yüzlerde acıyı görüyorum
Fırtına görüyorum, gri ve siyah
Beyaz arıyorum, kan lekeli kumaşlarda
Ziyan edilmiş sevgililer atlasım
Başka adalarım, haritalarım var.
Bu yüzden gidip gitmemekte serbest bırakıyorum seni..
Kocan, sevgilin, herhangi bir şeyin olamama ihtimalimi sevmiyorum.
Tetikler çekiyorum beni doğuran kadından gizli
Namlular doğrultuyorum şakağıma dayıyorum..
Siyah beyaz bir fotoğraf olma ihtimalimden, kalabalıkta tanınmayacak o yüz olmaktan kaçarken.
Lanet olası bir başka günde seni bir başkasının kollarında görme ihtimalli cinayet itirafları yazıyorum..
Senaryolar yazıp sonuna bizi koyamadan ölüyorum.
İnancımdan, güçsüzlüğümden, inançsızlığımdan, kibirliliğimden dem vuruyorum.
Gemiler gidiyor ben izliyorum
Üşümeye isteriğim ve bir güvertede olmaması gereken bir karadeniz fırtınasında ıslak
Olmamam gereken bir yerde senden izler taşıyorum.
İyileştiriyorum kendimi ve sıvı, can taşıyan kırmızım zaldı iyice.
Görüntüler görüyorum belli belirsiz...
Bir kundak, bir araba , bir beşik, bir karne hediyesi işte..
Başka anılarım, dünlerim, sevenlerim..
Bir başka gemiye atlıyorum bu gemiden
Poseidon'a selam çakıp gidiyorum uzaklara
Çok uzak değil buralar
Bir silah
Bir tetik
ve amaçsızlık gereken
Amaçlardan geçiyorum...
Gelip gelmemek de serbest bırakıyorum demiştim
Yanıldım
Kalıp dönmemekte serbestsin...
Git gidebileceğin kadar uzağa.
Bir gemiye binip git benim gibi
mümkünse tam tersi bir yönde ve durgun bir denizde..
Yıkılmamış bir çocukluk düşünde yüz sen
Ben ihtimaller çoğaltıyorum
Uzaklarda olmak güzel
Keyfini çıkarıyorum.

Rengahenk Sevişler

Naftalinli battaniyeler gibi siniyor kokum üstüne,
Sızıyorum içinin içimden çıktığı yere.
Kırmızı, kıpkırmızı düşler gösteriyorum sana.
Karıncalar yok, karartılmış ekranlarda,
Sansürlenemiyor serin gecelerde aşk.
Sanki o sinemada eski bir film gibi,
ağza takılıp uçurumlara düşen bir şarkı gibi,
düştün aklıma şimdi,
cemrem düştü bedenine.
Sesim sesini örttü,
Bedenim sıcak, bedenin sıcak
Gecem senle ılıdı,
Sabahım senle ışıdı.
Portakal bahçeleri gibi kokuyor saçın,
Şimdi kırmızının yerini turuncun aldı,
Adem'in çaldığı elmalı cennette
Havva o gece tamamlandı.
İs kokulu kentler gibi siniyorum üstüne,
Cadde cadde, sokak sokak sevişiyorum,
damla damla terler akıyor kanallarından,
Bir pazaryerinde siyah bir kadının bedeninde,
Bir pazarlığın tam orta yerinde,
Bir tüccarın oldukça şişman elinde,
Gümüş halkalar tutuyorum,
Bağlıyorum beni sana,
Düşüyorum, tutmana gerek yok;
O kadar uzun değil portakal ağaçları,
hem ben hayali bir çocuğum,
bu şiirde kanamıyorum.
Bir tiryakinin tütün kokusundan uzak,
Karanfiller kokuyorum, siniyorum tenine;
Karargah tenin, kaçış uzun
Meydan meydan, ülke ülke savaşıyorum,
Tek tek teslim oluyorum sana
Bir savaşın tam orta yerinde
Turuncu bayraklar salladım,
Beyaz havlular attım.
Gökkuşağının bittiği yerdeki cüceyim,
Sen koktuğum sabahın akşama bakan köşesindeyim.

 
Elegant de BlogMundi